10 Şub 2011

Doğrular değişken midir?


Eski defterlerimi karıştırdım bugün. Kenarına birşeyler karaladığım tüm eski yaprakları yeniden gün yüzüne çıkardım. Ara sıra havalandırmak lazım ki küflenmesinler. Gariptir, insan bazen geçmişine şaşırıyor; pürüzlü yollardan geçmiş, türlü zorluklar atlatmış, acılarla boğuşmuşum. Yarından bugüne bakınca tümünün basit şeyler olduğunu görüyorum ama ne yazık ki çoğu zaman dünden bugüne baktığımdan ızdırap çekiyorum. Bardağın boş ya da dolu kısmını görme paradoksu burada da karşıma çıkıyor.

Püf noktası olaylara bakış açımızda gizli. Doğrular tektir diye düşünürüz her zaman ve bu da bizi ister istemez düşündüklerimizin, yaptıklarımızın doğru olduğu, gerikalan herkesin yanlış olduğu fikrine götürür öyleki sonunda saplantı haline gelir doğrular(ımız). İnanmayan bir insan için din gereksizdir, yanlıştır, bir hristiyan Tanrı'nın tekliğine inanmaz ona göre yanlıştır, müslüman bir insan ALLAH'ın varlığına ve tekliğine inanır. Hangisi doğru, hangisi yanlış? Hoşgörü dini İslam bu noktada anlayışlı olmaya davet eder müslümanları (aldırmayın intihar bombacılarına, İslam adı altında masumların canını alanlara, örümcek beyinlilere). Bu gibi derin mevzulara dalmadan yüzeye çıkmak ve asıl konuya geri dönmek istiyorum. İnancı, bakış açısını açıklamak adına güzel ve etkili bir örnek olduğu için verdim.

Geldiğimiz nokta özetle; doğrunun nereden ve nasıl bakıldığına göre farklılık gösterdiğidir. Hala ikna olmadıysanız, bu fikri Mevlana'ya ait çok güzel bir yazı ile örnekleyebilirim.



"Hintliler, karanlık bir ahıra bir fil getirip halka göstermek istediler. Hayvanı görmek için o kapkaranlık yere bir hayli adam toplandı. Fakat ahır o kadar karanlıktı ki gözle görmenin imkanı yoktu. O, göz gözü görmeyecek kadar karanlık yerde file ellerini sürmeye başladılar. Birisi eline hortumunu geçirdi, "Fil bir oluğa benzer" dedi. Başka birinin eline kulağı geçti, "Fil, bir yelpazeye benziyor" dedi. Bir başkasının eline ayağı geçmişti, dedi ki: "Fil bir direğe benzer" Bir başkası da sırtını ellemişti, "Fil bir taht gibidir" dedi. Herkes neresini elledi, nasıl sandıysa fili ona göre anlatmaya koyuldu. Onların sözleri, görüşleri yüzünden birbirine aykırı oldu. Birisi dal dedi, öbürü elif."

İşte bu gibi nedenlerden ötürü insanlar birbirlerini yargılamayı bırakıp anlamaya odaklanmalılar. Tüm insanlık gerçeğin bir ucundan tutmuş avaz avaz bağırıyor ben doğruyum, ben doğruyum, geri kalan herkes yanlış. İnsanlık bir yorganı paylaşamayan evli çiftten bile daha çözümsüz bir durumda.

Uzattığımın farkındayım ilk yazı için biraz fazla oldu bu giriş. Yarın ilk işim havalandırdığım yaprakları gözden geçirip dijital ortama aktarmak olacak. Tatili iyi değerlendirmem, bugüne kadar kaybettiğim zamanı telafi etmem lazım.

Fillerin neden asla unutmadığını merak edenler buraya tıklayabilirsiniz :)

2 yorum:

  1. İçinde Allah korkusu olan biri asla bir başkasının hayatına son veremez. Dinen gerçekten bu insanın ölüm cezası olabilir. Ama buna kim karar verecek? İşte burada yanılıyor insanlar. Zaten müslüman bir devlet olmalı ki bu cezalar tatbik edilebilsin.

    YanıtlaSil
  2. @a.y.
    Yorumun için teşekkür ederim. Mühim olan insanlara kendini, doğrularını ve inancını dayatmadan müsasip bir şekilde anlatmaktır. Aklı selim olan her insan benimsemese dahi saygı duyacaktır.

    YanıtlaSil